Süper kahramanların altın çağında yaşıyoruz, artık bu kimsenin reddedemeyeceği bir şey. Her yıl en az 5 tane süper kahraman filmi çıkıyor, süper kahraman dizilerine dev bütçeler ayrılıyor ve gelmiş geçmiş en büyük sinema hasılatı 2.8 milyar $ ile bir süper kahraman filmine ait. Böyle bir ortamda süper kahramanların karanlık yüzünü gösteren bir dizi olan The Boys’u çok ama çok başarılı buldum.

Süper kahraman filmleri için bir sanat eseri demektense birer ürün demek daha doğru benim için. filmlerin yapımcıları filmin içeriğinden çok, “Çin’de nasıl daha fazla izlenebiliriz?”, “Karakterlerimizin oyuncaklarını nasıl daha fazla satabiliriz?” düşünüyorlar. İşte The Boys evreninin süper kahramanları da birer kahraman değil, birer ürün. Bir de süper kahramanlar için şirketler kurulmuş. Bu şirketler süper kahramanları alıp onları bir nevi pazarlıyor. Bu şirketlerin en büyüğü olan Vought’un süper kahraman grubu olan Seven ise en popüler ve en sevilen grup. İnsanlar adeta onlara tapıyorlar. Ama onlar hiç de insanların onları gördüğü gibi değillerdir.

İlk Bölümün Hikayesini Kısaca Anlatacak Olursak:

Bir teknoloji mağazasında çalışan ana karakterimiz Hughie Campbell sevgilisi Robin’le yemek yemeye giderken kaldırımdan 10 cm uzakta duran Robin’in içinden The Seven adlı süper kahraman ekibinin üyelerinden olan A-Train’in geçmesi sonucu Robin ölür. Hughie bu travmatik olay sonrası A-Train’in yaptığı şey yüzünden ceza çekmesini ister ama bunun yerine A-Train’in avukatı tarafından bir gizlilik anlaşması ve 45.000 dolar teklif alır. Bu anlaşmayı düşüneceğini söyleyen Hughie’nin karşısına Billy Butcher adlı bir adam çıkar ve Hughie kendini kahramanların gizli, çirkin, sapkın ve suç dolu dünyasında bulur. Diğer tarafta küçüklüğünden beri kahraman olmak isteyen Annie January , The Seven adlı süper kahraman ekibinden birinin emekli olması sonucunda takıma alınacak yeni üye olmak için seçmelere girer. Hayalleriyle seçmenleri etkileyen Annie, The Seven adlı süper kahraman takımının yeni üyesi olur ama The Seven Karargahına adım attığı gibi tüm hayalleri alt üst olur.

Spoilerlı İncelememiz Başlıyor!

Dizimiz daha ilk 5 dakikasından yüzümüze tokat gibi çarpıyor ve ben böyle bir diziyim kendini hazırla diyor adeta. Hayranı olduğunuz, evinizde posterleri, figürlerini bulundurduğunuz bir kahramanın hayatınızdaki tek güzel şey olduğunu düşündüğünüz sevgilinizi “yanlışlıkla” öldürdüğünü düşünün. Daha sonra da gece kulübünde içerken bir şakaymış gibi “İçinden o kadar hızlı geçtim ki otobandaki bir sinek gibi parçaladım onu” diyip güldüğünü görüyorsunuz. Neler hissedersiniz?

En büyük hayali bir gün Seven’a katılmak olan ve hayalini gerçekleştirdiği gün tehdit ve şantaj ile cinsel istismara uğrayan Starlight’ın gözlerinde de diğer kahramanların ne kadar sapkın olduğunu görüyoruz.

Karl Urban’ın mükemmel oyunculuğuyla hayat verdiği Billie Butcher karakteri süper kahramanların gerçek yüzünü ortaya çıkarmak, onlardan tamamen kurtulmak için, A-Train’in kız arkadaşını öldürdüğü Hughie Campbell ve iki eski arkadaşlarıyla The Boys ekibini kurar. Sürekli kızgın ve intikam duygusuyla dolu olan Butcher’ı bu yola sürükleyen olayın da karısının Homelander tarafından tecavüze uğrayıp daha sonra ortadan kaybolması olduğunu öğreniyoruz. Herkesin gözünde mükemmel insan imajında olan Homelander’in böyle bir şey yaptığını kimseye inandıramayacağından içine inanılmaz bir nefret ve intikam dolmuş.

Ve gelelim diziyi en ilgi çekici duruma getiren karaktere: Homelander. Psikopat bir Superman var karışımızda. İnsan hayatının gözünde en ufak bir değeri olmayan, öldürmekten zevk alan, bir laboratuvar ürünü olup hiç aile şefkati görmeyen, anne sorunları olan, kendi çıkarları, prestiji için her şeyi yapabilecek bir adam. Sırf orduya girip uluslararası olaylara müdahale edebilmek için teröristlere süper güç verip kendi düşmanlarını yaratıyor ve böylece kendine mecbur bırakıyor herkesi. Tıpkı “Burada Nükleer Silah var” deyip orayı işgal eden bir ülke gibi değil mi…

Dizinin en can alıcı sahnesi ise kaçırılan uçağı kurtarmaya gittikleri sahneydi bence. Ne kadar psikopat olsa da bu sefer büyük bir kahramanlık yapacağını beklediğimiz Homelander, gücünü her zamanki gibi kontrolsüz kullanıp uçağın kontrol panelini yok ediyor. Bunun üzerine uçaktakileri kurtarmaya çalışmak yerine onları ölüme ter ediyor. Bütün bu sahnenin vuruculuğunu henüz atlatamamışken çakılmış uçağın enkazında kameralara ağlayarak “Biz burada olsaydık böyle bir şey olmazdı. Emir komuta zincirine dahil olmadığımız için müdahale edemedik. Ama bizi orduya dahil ederlerse bir daha böyle bir şey asla yaşanmayacak.” diyerek kendi rezaletinden bile bir PR hareketiyle faydalandı. Dönüp dönüp tekrar izleyeceğim efsane bir sahne oldu bu da benim için.

The Boys içinde barındırdığı olaylarla yetişkinlere yönelik bir yapım olduğunu her defasında yüzünüze çarpıyor. Ortadan ikiye ayrılan vücutlardan tutun dizinin her noktasına karşınıza çıkan cinsel içerikli sahnelere The Boys birçok rahatsız edici sahneye sahip. Dizi toplumun en sevilen kahramanlarının bile saf iyi olmadığı, onların da hatalar yapan, kötü şeyler yaşamış ve yaşatmış birer insan olduğunu çok güzel veriyor. Genç bir kadının süper kahramanlık ve toplumdaki yerini arayışındaki zorluklar yine bir o kadar iyi verilmiş.

Amazon Prime The Boys ile muhteşem bir işe imza atmış. Daha önceden de The Man In The High Castle, Jack Ryan, Good Omens, The Marvelous Mrs. Maisel gibi harika dizilere de yapan Amazon, gelecek dev dizileri The Lord of the Rings ve The Wheel of Time için de büyük bir umut verdi. Peki sizce Amazon ileride Netflix’in dizi hegemonyasını yıkabilecek mi?

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here