Ana sayfa Tarih Atatürk Hakkında Kalplerimizi Gururla Dolduracak 5 Anı

Atatürk Hakkında Kalplerimizi Gururla Dolduracak 5 Anı

671
1
Atatürk Hakkında Kalplerimizi Gururla Dolduracak 5 Anı

Mustafa Kemal Atatürk;

Kimilerimiz için sadece büyük bir deha, kimilerimiz için eşi benzeri olmayan bir asker, kimilerimiz içinse belki de hiçbir şey. Fakat şunu kabul etmek gerekir ki o, hepimiz için en başta Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve en büyük lideri.

Bu yazımızda; Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük lideri Mustafa Kemal’den sadece askeri zekası ve başarılarıyla değil, okuduğunuzda gözlerinizi dolduracak, kalplerinizi gururla dolduracak karakterinden de bahsedeceğiz..

1”Sen de Eğer Burada Bulunursan, Bu Mucizeyi Göreceksin…”

Arif Hikmet Par’ın anlatımından:

Türk ordusu, gece karanlığında Kocatepe yönünde yürümekteydi. Gazi Mustafa Kemal Paşa, o sırada yanında yürümekte olan arkadaşına dönüp, şöyle der:

-Hala, Ankara’ya dönmekte ısrar ediyor musun?…

Arkadaşı şöyle cevap verir:

-Evet… Çok yorgunum… Beş on gün dinlenmek istiyorum…

Gazi Mustafa Kemal Paşa yine sorar:

-Beş on gün mü?… Fakat bu beş on gün içinde her şey bitmiş olacak!… O zaman dinlenirsiniz!…

Arkadaşı hayretle şöyle der:

-Yıllardır süren bu savaşın, beş on gün içinde bitmesi için mutlaka bir mucize gerekecek…

Gazi Mustafa Kemal Paşa, her nedense bir türlü inanmak istemeyen arkadaşına der ki:

-Sen de eğer burada bulunursan, bu mucizeyi göreceksin!…

2”Ben Cepheye Gidiyorum…”

Ali Kılıç’ın anılarından:

Bir akşam Recep Bey (Peker) beni ve İhsan Bey’i evine akşam yemeğine çağırdı. Ayağım burkulmuş, alçıda idi. Koltuk değnekleriyle gittim.

Gazi Mustafa Kemal Paşa da Rafet (Bele) Paşa’nın evinde imiş. Bizim Recep (Peker) Bey’in evinde bulunduğumuz haberini almışlar. Yaveri Muzaffer (Kılıç) telefonla beni çağırdı. Kendilerini beklememizi söyledi.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, gece yarısından sonra geldi.

Şöyle dedi:

-Vakit geç oldu. Oturamayacağım gideceğim.

Giderken beni, İhsan ve Recep (Peker) Bey’i baş başa getirdi.

Ellerini omuzlarıma atarak şöyle seslendi:

-Ben doğruca cepheye gidiyorum, düşmana taaruz edeceğim!…

Hepimiz şaşırdık ve telaşlandık.

-Paşam, ya muvaffak olamazsan?…

Mustafa Kemal Paşa:

-Ne?… Bir haftalık süre içinde onları yok edip denize dökeceğim!…

Karşılığını verdi.

3”Öyleyse Vazifeni Yap…”

Asaf İlbay’ın anılarından:

Birinci umumi harp içindeyiz, Anafartalar’da cehennemi bir dövüş devam ediyor. Düşman donanmasının şiddetli ateşi ve yakın metrislerde makineli tüfek ve top ateşi, zeminliklerden başını çıkaran erlerin başını uçuruyordu.

Mustafa Kemal Paşa, ani bir baskın yapmaya karar vermiş, bu emri tebliğe Selanik’li Zeki Bey’i memur etmişti.

Zeki Bey, aldığı emri tatbik etmek üzere kumandanı selamlayarak yürüdü.

Mustafa Kemal Paşa, Zeki Bey’i çağırdı ve şu soruyu sordu:

-Verilen emrin manasını kavradınız mı?…

Zeki Bey:

-Evet Paşam. Ölmek var, dönmek yok.

Mustafa Kemal:

-Öyleyse vazifeni yap.

4”Mustafa Kemal Paşa’ya Hakaret Eden Öğretmen…”

Tahsin Öztin’in ”Mustafa Kemal’den Atatürk’e” adlı kitabından:

Akrabasından birinin İzmir Suikastında hüküm giymiş olmasının hıncını taşıyan genç öğretmeni bu hıncının etkisi altında, Mustafa Kemal‘e çok ağır bir şiir kaleme alır. Önüne gelene de okur.

Mustafa Kemal hakkında çok ağır suçlamalarla dolu olan şiir savcıyı harekete geçirir. Genç öğretmen suçunu inkar etmez. Saçtığı zehirlerin kendisine ait olduğunu mahkemede yargıç önünde itiraf eder.

Sonuçta hapse mahkum olur. Ama, mahkumiyetinin birkaç ayında 1933’te Cumhuriyerin 10. Yılı Affı imdadına yetişir ve hapisten çıkar.

Mesleğine dönmek için Milli Eğitim Bakanlığına başvurur. Olumsuz cevap alır. Danıştay’a gider.

Tayini hakkında herhangi bir kanuni sakınca kalmadığını öğrenince, tekrar Milli Eğitim Bakanlığına başvurunu tekrarlar, şöyle bir yanıt alır:

-Bakanlığımız sizi tekrar işe alma sorumluluğu taşımamaktadır.

Bunun üzerine şöyle der:

-Zorunlu hizmetim vardır, tekrar işime dönmek istiyorum…

Milli Eğitim Bakanı:

-Sizin borcunuzu ödemekten muaf tutuyorum…

Deyince, genç öğretmen hiddetlenir ve şu cevabı verir:

-Benim borcunuz şahsınıza değil, devletedir. Siz devlet borçlarını affetmek yetkisine sahip değilsiniz…

Milli Eğitim Bakanı sakindir ve şöyle der:

-Bakanlığımızca hakkınızda yapılacak başlıca işlem yoktur.

Böyle deyince genç öğretmen; ”Niçin?” diye sorar.

Milli Eğitim Bakanı şöyle cevap verir;

-Oğlum!… Suçun doğrudan doğruya Mustafa Kemal‘in şahsına aittir. Biz kendi başımıza karar veremeyiz…

Genç öğretmen kararlıdır ve şöyle der:

-O zaman ben bizzat Mustafa Kemal‘e çıkacağım…

Milli Eğitim Bakanı süratle kapıya doğru ilerleyen genç öğretmene doğru şöyle seslenir:

-Dur gitme, Pek inatçıymışsın. Bir çare düşünelim. Sen bana bir hafta sonra gel…

Aradan kısa bir süre geçer. Mustafa Kemal‘in softası.

Milli Eğitim Bakanı Hikmet (Bayur) de sofradadır. Bir ara fırsatını bulur. Mustafa Kemal Paşa‘nın kulağına eğilir ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:

-Paşam!… Hani hakkınızda ağır bir şiir yazmış olan bir öğretmen vardı ya!…

-Evet?

-Aftan yararlandığı için, tekrar öğretmenliğe atanmasını istiyor…

-Atanmasında kanuni bir sakınca var mı?

-Hayır Paşam…

-O halde niçin bana soruyorsunuz?

-İşlediği suç şahsınız hakkındadır da…

-Aşk olsun sana Hikmet ! Şahsi garezim dolasıyla kanuni yükümlülüklerin yerine getirilmesine engel olacak kadar beni egoist olarak mı görsün? O gencin hemen ilk açılacak yere atmasını yaparsınız…

Bir hafta sonra gereken atama yapıldı. Bu genç öğretmen yıllarca öğretmenliklerde bulunarak görevini yapan, romancı, şair Sabahattin Ali idi…

5”Hasta Olacaksın Atatürk’çüğüm…”

Atatürk‘ün manevi kızı Ülkü Adatepe’Nin anılarından:

Atatürk ile tanışmam ben daha doğmadan önce olmuş. Atatürk‘ün annesi Zübeyde Hanım annemi büyütmüş. Annemin ailesi Boşnak. Selanik’e yerleşmişler. Annemin annesiyle babası ölüyor, sadece dedesi hayatta. Adı Vasfiye olan annem o sırada bir yaşındaymış.

Dedem bu kadar küçük bir çocuğa bakamayacağı için komşular annemi Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’a emanet etmişler. Zübeyde Hanım da çocukları çok sevdiği için anneme kendi çocuğu gibi bakmış ve yetiştirmiş.

Böylece annem o ailenin manevi kızı ve bireyi olmuştu.

Atatürk Cumhuriyeti kurduktan sonra annemi Ankara’da evlendiriyor. Babam Gazi Orman Çiftliğinde istasyon şefiydi. 1932 yılında dünyaya gelmişim. Daha ben doğmadan önce Atatürk adımın Ülkü olmasına karar veriyor ve şöyle diyordu:

-Annemin hatırası olan Vasfiye’nin çocuğu kız ya da oğlan; adı Ülkü olsun…

Atatürk beni ilk kez kırk günlükken görüyor ve şöyle sesleniyor:

-Bu kadar küçük müydü? Hiç bu kadar ufak çocuk görmedim…

Daha sonra ben dokuz aylıkken, Atatürk, bize Gazi Osman Çiftliğine ziyarete geliyor. Annem beni yanına getiriyor. Atatürk‘ün kucağına atlamışım ve onun yanaklarını mıncıklayıp, yanağımı dayamışım.

Atatürk saatini çıkarıp bana vermii, alıp kucağıma götürmüşüm. Annem Atatürk‘ün kucağından beni almak isteyince ağlamaya başlamışım, ayrılmak istememişim.

Bu Atatürk‘ün çok hoşuna gitmiş.Çünkü hiç, ufak bir çocukla böyle yakın olmamış. Aynı gece otomobil yollatıp, annemle beni Çankaya Köşküne davet etmiş. 1,5 yaşıma kadar benimle oynamak için beni köşke çağırtmış.

1,5 yaşımdan sonra, Atatürk şöyle der:

-Ben artık bu çocuktan ayrılamam ! Buraya yerleşin…

Biz de Çankaya Köşküne yerleşmişiz. Beş buçuk yaşıma kadarki bütün çocukluğum, onun havasında, onun dizlerinin dibinde geçti. İlk yıllar yaptıklarımı, kendisi yakınları ve annem anlatırdı.

Ülkü, bir gün Atatürk‘ü Çankaya’da bahçede çimenler üzerinde otururken görünce koşup yanında gelecek şöyle demişti:

-Hasta olacaksın Atatürk‘çüğüm…

Bu sıcak davranış Atatürk‘ü çok sevindirmiş. yanındakilere hep şöyle demiş:

-Bakın Ülkü beni ne çok seviyor…

Beni her zaman seyehatlerinde de dahil olmak üzere yanında gezdirmiş. Ta ölünceye kadar.

Atatürk öldüğü zaman ben altı yaşındaydım. Çocukluğumun o ilk güzel altı yılından sonra manevi üzüntülerim, burukluğum ve yalnızlığım uzun süre devam etti.

Atatürk’çüğüm yoktu artık… Düşünün ki bir tek ben ona böyle hitap etmiştim. Ne kadar hoşgörülü büyük insandı, benim canım Atatürk‘çüğüm.

Sizlerde en beğendiğiniz anıyı yorumda belirterek, düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz. 🙂

Kaynakçalar:

  • İşte Atatürk- Özel Fotoğraflarla Atatürk Anıları -Hanri Benazus
  • Çocukluk Arkadaşım Atatürk – Asaf İlbay

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here