Ana sayfa Sinema Ceza, Ahlak ve Adalet: Stanley Kubrick

Ceza, Ahlak ve Adalet: Stanley Kubrick

510
0

Tüm zamanların en dahi, en deli, en sıradışı yönetmenlerinden biri o. İki kısa metraj ve 13 uzun metrajlı filmiyle insan doğasının düellosunu anlatan, beyaz perdenin aykırı ismi. 1999 yılında kaybettiğimizde geride az sayıda film bırakmış olmasına rağmen, efsanevi filmlere imzasını atarak kendisinden sonra gelen neredeyse bütün yönetmenleri etkisi altında bıraktı. Estetiğin ve sembolizmin yönetmeni Kubrick’i yakından tanımak ister misiniz?

1İlk Uzun Metraj Filmi: Fear and Desire

Kubrick, babasının ona hediye ettiği fotoğraf makinesiyle fotoğrafçılık kariyerine küçük yaşlarda başlamıştı. Kaliforniya’da amcasının yanına yerleştikten sonra, burada ilk uzun metrajlı filmi olan Fear and Desire için para toplamaya başladı. 14 kişilik bir ekiple beş haftalık çekim sürecinden sonra bütçesini 53.000$’a kadar çıkarmıştır. Yönetmenliğinin yanı sıra, Fear and Desire filminin hem görüntü yönetmenliğini hem de yapımcılığını üstlenir, üstüne bir de montajını kendisi yapar. Tamamını sessiz olarak çektiği filmin, tüm sesleri ve müzikleri kurgu sırasında eklenmiştir. Ne yazık ki bu filminden hiçbir zaman memnun kalmamıştır. O kadar ki, filmin kopyalarını bizzat kendisi toplatır. Kendi filmini toplatan ilk yönetmen olarak da tarihe geçer bu hareketiyle.

2Hollywood Tarafından Tanınma Süreci

“Killer’s Kiss” (1955) ve “The Killing” (1956) filmleri Kubrick’in sinemaya olan tutkusunu pekiştirmiş ve bu filmler sayesinde Hollywood tarafından tanınmasına yardımcı olmuştur. Aslında hikâyesi oldukça basit ve izleyicinin tam anlamıyla tatmin olmadığı bir filmdir Killer’s Kiss. Yine de, hem önceki filminin borçlarının kapanmasına yardımcı olduğu hem de kendi halinde bir yönetmenken bir efsane haline gelişinin süreçlerine tanık olduğumuz için izlemeye değerdir. Kubrick’in bir sene sonra vizyona soktuğu The Killing ise, bazı film yorumcuları tarafından bugüne dek çektiği en iyi filmi olarak görülür.

3Tutkulu ve Yasaklanmış Aşk

Hollywood’un baskısı ve her kareyi kontrol etmek isteyen yapımcıların tavırları karşısında Kubrick, Lolita filmini İngiltere’de çekme kararı alır. Çekildiği 60’lı yıllarda skandal olan film, Vladimir Nabokov’un aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Konusu yazar olan Prof. Humbert’ın Charlotte Haze’in evine konuk olması ve bu misafirliği sırasında Haze’in dünya güzeli kızı Lolita’ya âşık olmasını anlatır. Lolita artık Humbert’ın hayallerindedir ve sırf ona daha yakın olabilmek için Charlotte’la evlenir. Kitapta kızın 12 olan yaşını, senaryoda 15’e yükseltmeleri bile filmi skandal olmaktan kurtaramaz. Fakat senaryonun psikanalitik altyapısı filmin asıl silahıdır ve Kubrick onu meşru bir zemine taşımayı başarmıştır.  Ebeveyn ve çocuk ilişkisinin, kendini nadiren gerçeğe taşısa da, belli bir evrede var olan sevgi ve erotizm karışımı geçici bir fazı, kurgusal bir zeminde beyaz perdeye taşımıştır. 

4Deneysel Kara Mizah

Lolita’dan iki yıl sonra sinemaya “Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love The Bomb” ile geri döner. Kubrick ilk olarak 1950’lerdeki Soğuk Savaş ve nükleer savaş krizini ciddi bir tonla anlatmak ister. Senaryoda daha çok dram içermesine karşın çekim sırasında işler farklılaşmıştır. Çünkü filmin eleştirisel bir parodi olmasının, insanların bakış açısını değiştirebileceğini düşünerek aslında hiç de komik olmayan -çoğunlukla korkutan- mizahi unsurlar eklemiştir ve filme farklı boyutlar kazandırmıştır. Vermek istediği mesajları sarsıcı ögelerle vermekten kaçınmamıştır.

5Bilim-Kurgu Sinemasının Yolunu Açan Zaman Sıçraması

Bilim-kurgu yazarı Arthur C. Clarke’ın çalışmalarından etkilenen Kubrick, yazarla birlikte orijinal bir hikaye yazmaya karar verir. Kubrick’in beş yıl süren zorlu araştırma ve çekimleri sonucunda 2001: A Space Odyssey vizyona girer. Dönemin yetişmekte olan yönetmenlerine birçok yönden ilham olan bu film, tartışmasız kült kabul edilir. 1968’de yayınlanan bu film sayesinde, tüm sinema kalıplarının yerle bir edildiği bir seneye imza atılmıştır. Alışılmadık anlatım yöntemleri, zamanının ötesinde görsel efektleri ve tartışmalı finaliyle izleyen herkesin ağzını açıkta bırakıyor. Beyaz perde gözünden çığır açan film, Kubrick’e de ilk ve tek Oscar’ını kazandırır.

6Bütün İroniler Bir Arada: A Clockwork Orange

Ütopik bir dünyada geçen film, esas olarak seks, şiddet ve asiliği konu almaktadır. İnsanı rahatsız eden doğasına rağmen, kendimizi izlemekten alıkoyamadığımız bir film olduğu aşikar. Bir suç çetesinin lideri olan Alex, artık onlar için sıradanlaşmış günlük şiddet deneyimlerinin birinde suçüstü yakalanır ve hapisten çıkmak için tek şansı hükümetin “topluma kazandırma” programına dahil olmaktır. Alex programda denek olmayı kabul eder fakat bu süreç Alex’in hayatını kaydırır. Filmde tarih geçmemesi fakat toplumsal yaşamın, özgür iradenin ve şiddetin çarpıcı bir dille sergilenmesi büyük bir soru işareti oluşturur. Ayrıca çetenin suç işlemeden hemen önce süt içmesi,  “Singing In the Rain” kadar naif bir parçanın içinizde nefret uyandıracak yerlerde duyulması, ortamın, evlerin dekorlarının, insanların kıyafetlerinin renk ve duruşları birer ironinin sembolü olmuştur.

7Her Sahnesi Özenle Çekilen, Stephen King’i Hollywood’a Küstüren Film

Korku türüne psikolojik-gerilim yaklaşımını ekleyen ve türünün en başarılı örneği olan The Shining, hayal gücünün çok daha ötesinde bir şiddet içeriyor. Kubrick bu filmindeki teknik alanda ‘steadycam’ kamera tekniğini kullanarak bir ilke imza atmıştır. The Shining, gösterilen bütün ögelerin yanı sıra, izleyicinin tek seferde fark edemeyeceği ve Kubrick’in zekasının göstergesi olan alt metin ve mesajlar taşır. Yine zaman kavramını yerle bir eder ve Jack Nicholson’ın en çok özdeştiği film haline gelmiştir. Film Jack Torrence’ın, Overlook Oteli’nin müdavimi olması ve devamında gelen cinnet etrafında döner. Jack, kış boyunca ailesiyle birlikte otelde kalmak üzere yönetimle anlaşır. Ama ortada bir sorun vardır. Jack daha önce bu otelde hiç bulunmadı, yoksa bulundu mu? Stephen King’in aynı adlı romanından uyarlama olan The Shining, Kubrick’in yarattığı, kitaptan bağımsız, son sebebiyle de King’in Hollywood yapımlarına küsmesine sebep olmuştur.

8Yine, Yeni, Yeniden Savaş

Full Metal Jacket, çekimleri 7 yıl süren, bazı bünyelerin zor kaldırabileceği görüntüler içeren, ana fikrinin antimilitarizm olduğu ve konu olarak da hümanist Platoon’un savaşla ilgili göstermediği karanlık taraflarının incelemesinin ele alındığı bir filmdir. Ana hatlarıyla iki parçaya bölebileceğimiz bu filmin ilk bölümünde, bin bir türlü disiplin ve aşağılamalar eşliğinde “asker” yaratılır; ikinci bölümünde de bu askerlerden savaşmaları beklenir. Bir yanda savaşın yıkıcılığı, diğer yanda disiplinin askerler üzerindeki etkileri ve bunun yol açtığı iç yıkım gözler önüne serilmektedir. Vietnam’da bulunan yıkık binaları beğenmeyen Kubrick, film için özel binalar yaptırıp onları yıkarak daha otantik bir görüntü sergilemeye çalışmıştır. Bu yöntemi kendi film ekibi dahil çoğu film yorumcusu tarafından da eleştirilmiştir.

9Gözler Tamamen Kapalı, Gözlerinizi Açın

Stanley Kubrick’in aramıza veda etmeden tam 4 gün önce yapım şirketine gönderdiği, oluşturulması 12 yıl olduğu söylenen Eyes Wide Shut, yönetmenin mükemmelliyetçiliğinin son noktası olmuştur. 400 gün ile en uzun film çekimi olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiştir. Tom Cruise ve Nicole Kidman’ın başrollerini paylaştıkları bu film, evli bir çiftin sekse dayalı maceralarını ve hayal alemlerini anlatır. Fakat konuyu bu kadar basite indirgeyebilmek mümkün değildir. Her izlediğinizde bambaşka görüntüler ve detaylar fark edeceğiniz Eyes Wide Shut, teoriler üzerine kurulmuş ve belki de hiçbir zaman tam anlamıyla açıklanamayacak sahneler barındırır. Film, sadece yarattığı atmosferle değil, ışık ve renk kullanımlarıyla da izleyiciyi büyüler. Ölmeden önce en iyi filminin bu olduğunu ve ‘mükemmel’i bulduğunu söylemiştir.

10Son Söz

Kubrick, çektiği son film olan Eyes Wide Shut’ın son sahnesini Nicole Kidman’ın “Fuck” repliğiyle bitirmiştir ve beyaz perdeye nokta koyduğu son söz budur. Gerek filmin verdiği mesajlar, gerekse kurulan teoriler, birçok insana Kubrick’in ölümünün beklenir olduğunu düşündürmektedir. 

“Perde büyülü bir dünyadır. Öyle bir gücü vardır ki, duyguları başka hiçbir sanat formunun yanına bile yaklaşamayacağı bir şekilde ortaya çıkarır.”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here