Ana sayfa Edebiyat İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası’ndan 10 Alıntı

İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası’ndan 10 Alıntı

2726
0

İhsan Oktay Anar, 1960 yılında İstanbullu bir ailenin en küçük çocuğu olarak Yozgat’ta dünyaya geldi. Babası Mehmet Sait Bey, TEKEL’de müskirat eksperi, annesi Bedia Hanım ise memurdur. Süheyla ve Füruzan adlarında iki ablası vardır. Anar, ilk ve ortaokulu İstanbul’da okumuş, ardından İzmir’e taşınmalarıyla birlikte Karşıyaka Erkek Lisesi’ne başlamış ancak tamamlayamadan okuldan atılmıştır ve eğitimini akşam lisesinde tamamlamıştır. Lise eğitiminden sonra Ege Üniversitesi’nde felsefe bölümüne devam etmiştir, ardından aynı üniversitede yüksek lisans eğitimi almıştır. Yüksek lisans sonrası Ege Üniversitesi felsefe bölümünde araştırma görevlisi olarak atandı ve 2011 yılında emekli oldu. 2009 Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır. (Vikipedi)

İlk hikâyesi Mor Köpük dergisinde yayınlanan “Kâfirler İçin Apologia”dır. Diğer eserleri; Puslu Kıtalar Atlası, Kitab-ül Hiyel, Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri, Amat, Suskunlar, Yedinci Gün, Galîz Kahraman

Biz bugün yazarın ilk ve en çok bilinen romanı Puslu Kıtalar Atlası’ndan söz edeceğiz.

”Yeniçeriler kapıyı zorlarken” düşler üstüne düşüncelere Dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: ”Dünya bir düştür. Evet, dünya… Ah! Evet, dünya bir masaldır.” Kendini saran dünyayı düşleyen bir haritacının, düşlerinden devşirdiklerini döktüğü Puslu Kıtalar Atlası adlı kitap oğlunun eline geçtiğinde onu kendisinin bile tahmin edemeyeceği maceralara sürükler, oysa yaşayacakları elindeki kitaba çoktan yazılmıştır.


Kitap, “edebiyatın yeni soluğu” olarak adlandırılmıştır, farklı ve güzel bir teknikle ele alınmıştır. Kitaba başlamadan önce sözlüğünüzü hazır edebilirsiniz çünkü sizleri bilmediğiniz kelimeler karşılıyor. Başladığınız zaman muhteşem bir kurgunun içine girdiğinizi henüz fark etmiyorsunuz ama ilerledikçe ağzınız açık kalıyor, sayfalar arasında sürükleniyorsunuz. Eski İstanbul’un sokaklarında buluyorsunuz kendinizi, sorular sorarken buluyorsunuz mesela. Arap İhsan, Uzun İhsan Efendi, Alibaz, Vardapet, Bünyamin ve diğer karakterleri yaşıyorsunuz. Bazen onlardan biri oluyorsunuz bazen sokakta oturan bir karakter. Demek istediğim şu hikayedeki karakterler adeta canlanıyor gözünüzde, hissediyorsunuz birer birer. Bu kitabı okumanızı tavsiye ederim, belki aynı şeyleri düşünürüz belki farklı şeyler düşünürüz bunu okuduğunuz zaman anlayabiliriz. Bugün sizler için İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası’ndan 10 alıntıyı derledik.

1Zaten görülen ve görülmeyen bütün düşler, bu karanlığın ta kendisi değil miydi?

2”Her şey ben ve benim düşüncelerimden ibaret olsa da bu dünya da yaşamak zevkli bir şey” diyordu, ”Sen! Oğlum! Sen benim zihnim de bir düş, bir düşüncesin. Bana şu an da dokunuyorsun. Ama ben sana dokunamıyorum. Çünkü düşlere dokunmak mümkün olabilir mi?”

3Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya’nın şahidi olmaktı.

4Büyük Efendi’nin dediği gibi, sıradan, silik bir insandı o. Tek özelliği, yüzünün dayanılmaz çirkinliğiydi.

5Biz yaratılmamış olanı arıyoruz.

6Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti.

7Eğer bu dünyadaki en büyük amacın bilmekse, daha öğreneceğin çok şey var.

8Düşünüyorum, ama sadece ben var değilim. Düşündüğüm için asıl sizler varsınız, sizler ve içinde yaşadığınız dünya.

9Adına Dünya dediğimiz kitabı oku.

10Onun dünyasına aşina olmayanlar, rüya göremediği için üzülen bu oyunbaz çocuğun aslında alacalı düşler kadar renkli bir âlemde yaşadığı nereden bilebilirlerdi?

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here