Ana sayfa Edebiyat Nikos Kazancakis’in Unutulmaz Romanı Zorba’dan 13 Alıntı

Nikos Kazancakis’in Unutulmaz Romanı Zorba’dan 13 Alıntı

1036
0

Çağdaş Yunan Edebiyatı denince akla gelen ilk isimlerden Nikos Kazancakis’in en önemli romanıdır Zorba. Sinemaya da uyarlanan Zorba romanı, Kazancakis’in kendisiyle giriştiği bir tür sessiz hesaplaşma sayılabilir. Yazar, korkmamayı, yaşamı sevmeyi, ayakta durabilmeyi Aleksi Zorba’dan öğrendiğini söylemiştir. Özgür insanın simgesidir Zorba. Kazancakis’in mezar taşında yazılı olanlar, doğrudan Aleksi Zorba’nın ağzından dökülmüş gibidir: “Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm.”

1Özgür değilsin, senin bağlı bulunduğun ip, öbür insanlarınkinden daha uzun, hepsi bu kadar.

2Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım sevdalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan!

3Bazen içimden, küçük bir anı alıp karşılığında bütün hayatımı veresim gelir.

4Herkes kendi yolunu izler. İnsan bir ağaç gibidir. Neden kiraz vermiyor diye incir ağacını hiç azarladığın oldu mu?

5Her acı, yüreğimi ikiye böler patron, ama o kırk yaralı yürek hemen kaynar ve yara görünmez; kaynamış yaralarla doluyum ben; onun için dayanıyorum.

6Her insanın kendi deliliği vardır, bana öyle geliyor ki, en büyük delilik, bir deliliğe sahip olmamaktır.

7Dünyadaki pek çok insanın esas sorunu, henüz kendisiyle tanışmamış olmasıdır.

8Acı beni boğmasın diye şarkılar da uydurmaktaydım; ama şarkılar sefildi, soluk almam için acımı asla dindirmediler.

9“Bir daha buluşmamacasına mı?” Bu iyileştirilmesi olanaksız korkunç sözü içimden söylüyor, ama, onu haykırış halinde duymaya cesaret edemiyordum; korkmuştum artık!

10Mutluydum; biliyordum bunu. Bir mutluluğu yaşarken onu kavramamız zordur; ancak o geçip de arkamıza baktığınız zaman, birdenbire biraz da hayranlıkla, ne kadar mutlu olduğumuzu anlarız.

11Sanırım ki insanlar üç türlüdür: kendi deyişleriyle hayatı hayatlarını yaşamayı amaç sayanlar, yani yemeyi, öpmeyi, zengin olmayı, onur kazanmayı.. Sonra, kendi hayatlarını değil, bütün insanlığın bir olduğunu anlarlar ve insanları ellerinden geldiği kadar aydınlatmak, sevmek ve onlara iyilik etmek için savaşırlar. Bir de bütün evrenin hayatını yaşamayı amaç edinenler var; her şey insanlar, hayvanlar, bitkiler, yıldızlar; hepimiz bir bütünüz; biz hepimiz aynı korkunç savaşın içindekileriz. Hangi savaş mı? Maddeyi ruha dönüştüme savaşı!..

12Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türk’tür, bu Bulgar’dır ve bu Yunan’dır. Ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim. Neden? Çünkü bunlar Bulgar’mış ya da bilmem neymiş. Şimdi sık sık şöyle diyorum: Hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte. Boş versem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrısı ve karşı tanrısı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek. Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be… Hepimiz kurtların yiyeceği etiz.

13BONUS: Yazarın Önsözünden:

Bu zehir gibi günlerde Zorba’nın telgrafını aldım. «Çok güzel, yeşil bir taş buldum. Hemen çık gel. Zorba.» Önce kızmıştım. Milyonlarca insan, can ve kemiklerine güç verecek bir parça ekmekleri olmadığı için kıvranıp dize gelirken, bize çekilen bir telgraf, güzel bir yeşil taşı görelim diye, bin millik bir uzaklığı aşmamızı istiyordu! Güzelliğe lanet olsun, dedim, çünkü güzellik kalpsizdir ve insanın acısıyla ilgilenmez.
Ama birden irkildim; kızgınlığım geçmişti bile, ve ben, Zorba’nın bu insanlık dışı çağrısının, içimdeki başka bir insanlık dışı haykırışa karşılık verdiğini anladım. İçimdeki vahşi bir kuş, kaçmak için kanat çırptı. Ama ben kaçmadım. Kaçmayı göze alamadım. Trene binmedim, içimdeki kutsal ve devce çağrıya kulak vermedim, korkusuzca bir akılsızlık yapmadım. Mantığın ölçülü, soğuk ve insanca sesine uydum. Kalemi aldım, Zorba’ya yazıp açıklamada bulundum.
O da bana yanıt verdi: «Kusura bakma patron ama, sen bir kâğıt faresisin. Şu zavallı sen de, hayatında bir kez olsun güzel bir yeşil taş görebilirdin, ama göremedin. Vallahi işsizken bir yerde oturuyor ve kendi kendime düşünüyordum «Cehennem var mı, yok mu?» diye. Fakat dün bunu alınca şöyle dedim: «Bazı kâğıt fareleri için kesinlikle bir cehennem var.»

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here