Ana sayfa Edebiyat Sait Faik Abasıyanık’ın Eserlerinden Kalbinize Dokunacak 10 Alıntı

Sait Faik Abasıyanık’ın Eserlerinden Kalbinize Dokunacak 10 Alıntı

694
0

Sait Faik Abasıyanık, bilindiği üzere Türk öykücülüğünün usta ismidir. Eserlerindeki esaslı karakterlerle her türden okuyucunun kalbine girmeyi, doğa sevgisini ustalıkla aktarmayı, insanın sıcak yanını gözler önüne sermeyi başarmıştır. Bunu da bizzat kurmaca metinlerinde yarattığı karakterlerin arasında yaşayarak gerçekleştirmiştir: Balıkçılar, Burgazada halkı, küçük insanlar… Alıntılarıyla kalbimizi doyurduğumuz ve şöyle ferahfeza bir şeyler okumak istediğimizde eserlerine koştuğumuz yazardan alıntılar yapacağız.

1Kimseler âşık değil mi bu şehirde? Kimseler bir meydanın kanepesinde kimseyi beklemeyecek mi, yüzünü bir dakika görmek için kimsenin?

2Şu ömrü mevsimlere benzetenler iyi etmişler doğrusu.  Herkesin bir ilkbaharı, bir yazı, güzü, kışı oluyor işte.

3Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin!.. Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…

4Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak.

5Boş sandalye birden doluvermeli. Kim gelip oturmalı? Hiç kimseyi istemiyorum. Ama sandalye…bir insan bekler gibi duran sandalye? Onu yapan sandalyeci yaman adammış doğrusu. Sandalyeye insan bekletmesini bilmiş.

6Bu mektebe giden ufak çocuklar, denizin karşısında mektebi unutup bir gün, bir gece düşünceli kalamazdı. Dersler deniz kadar güzel, deniz kadar öğretici miydi acaba?

7Toprağı sevmez, ona hürmet ederdi. Çünkü birçok sevdikleri orada, onun altında, aklın durduğu bir yerde yaşıyorlardı. Fakat toprağın üstünde koşan, para kazanmak kaygısıyla dolaşan insanlar ne tuhaf mahlûklardı.

8Lisanlarını anlamadığımız insanların haletiruhiyelerini keşfetmek hususunda çok aciziz. Onların bizim her gün konuştuğumuzdan daha başka, daha mühim şeyler konuştuklarını sanırız.

9Ulan pazartesi! Sen bir tarafta pazar, bir tarafta salısın; serseri herif! Ne diye İstanbul’da bize “pazartesiyim” diye kafa tutarsın. Elimde olsa tutarım seni şu saniyede; bakarım sonra dünya yüzüne…

10Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here